Flanör Düşünce: Dijital Medya Çağında Aylaklık

Ayrıntı Yayınlarından çıkan Flanör Düşünce kitabı ve Yeni Medya Kuramları kitabının ilk makalesi olan Flanör, Aylak ve Empatik işçi makalesinden esinlenilerek, Dijital Medya Çağında Aylaklık yazımız ortaya çıkmıştır. Kitaplar yazının sonunda referans olarak eklenecektir.

Flanör Düşünce:  Dijital Medya Çağında Aylaklık
Reklamlar
Reklamlar
Reklamlar

Flanör Düşünce:  Dijital Medya Çağında Aylaklık

“Tüketiciler toplumu, turistlerin aylak olarak uyanmayacakları bir dünyadır. Aylakların olmadığı bir dünya turistler toplumunun ütopyasıdır (…) Aylaklar, turistlerin alter egosudur.”

Zygmunt Bauman

1. Flanör Nedir, Kimdir?

Kent kültürü içinde modernizm ve sonrasının “gözlemleyen özne”si, büyük ölçüde Georg Simmel, Zygmunt Bauman, Michel Foucault, Anthony Giddens, Walter Benjamin ve Henry Lefebvre gibi düşünür ve sosyologların yetkin bakışına muhtaçtır. Bu isimlerin odaklandıkları temel nokta, modern kent panoramasının asli bir figürü ve modernizmin dolaysız bir ürünü olarak flanördür.

Flanör'ün orjinal tanımına göre; flanör bir gezgindir ve bir aylaktır. Bu terim 19. yüzyıl Paris'inin yazınsal türünden türemiştir. Kentin içinde etkin yer almadan kenti gözlemleyen kişidir.

Modern dönemin başlarında Poe, Balzac, Baudelaire, Shelley; günümüzde Palahniuk, Genet, Kerouac; Türk romanında ise Recaizade Mahmut Ekrem, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sait Faik Abasıyanık, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan gibi yazarların metinleri… Çok genel olarak söylersek, flanör, Baudelaire’in kimliğinde “zamanın ruhu”na; Palahniuk’un sıradışı edebi karakterlerinde çağcıl avarelere, “yeraltı peygamberlerine” ve kurulu sistemle çok ciddi varoluşsal çatışmalar yaşayan yersizyurtsuzların “savaşan ruhu”na karşılık gelir .

Türk edebiyatının kimi şiir, roman ve hikâye kahramanlarında ise, flanör ya da aylak figürü, zamansal bir sıralamayla ifade edersek; Tanzimat döneminden itibaren Batılılaşma ve yenileşme hareketiyle birlikte kök salmaya başlayan “abartılı kibarlık ve gösteriş budalası” tiplere, “yalnızlığı ve tutunamayışı ile kitleden ayrılan seküler benlikler”e, yeni kurulan Cumhuriyetin “yerleşik ideolojisiyle hareket eden birey karşısında ‘asi’likleriyle öne çıkan kimlikler”e, yerli halkla belli bir iletişimsizlik ve yabancılaşma yaşayan toplumsal duyarlılığı körelmiş aydınlara, statüsü ve zenginliğiyle övünen zengin züppe”, “snop” ve “mirasyedi” karakterlere, sonrasında ise varoluşsal bunalımlarla örselenmiş “tutunamayanlar”a dek uzanır.

2. Facebook ve Eleştirel Kuram

Facebook gibi bir olguyu anlatmak için hem politik ekonomi ve hem de kültürel çalışmaları bir araya getiren yaklaşım gereklidir. Facebook toplumun online minyatürü olarak görülür. Bir yandan da kar amaçlı bir kurum olduğu için kapitalizmin bir yansımasıdır. Yine de kişiler resim, yazı, link ve haberleri kolayca paylaşmanın yanı sıra iletişim kurmanın da kolay yoludur. Facebook sadece bir yazılım değil, aynı zamanda kültürel bir formdur. 

Facebook için başlıca üç alanda ekonomik değer üretmekteyiz:

1. Reklamcılara enformasyon sağlamak,

2. Ödenmemiş hizmetler ve gönüllü çalışma sağlamak,

3. Araştırmacı ve pazarlamacılar büyük veri sağlamak,

Burada emek maddi emek ve maddi olmayan emek olarak sınıflanabilir. Maddi olmayan emeğin asıl amacı iletişim ve sosyal ilişki yaratmaktadır. Buradaki sömürü, ortak olarak üretilen değerin bir parçasını kendine mal etme, araç sahipliği ile onu kullanabilme özgürlüğüdür. 

3. Flanör ve Aylak Olarak Facebook Kullanıcısı Olmak

Baudleire flanörü kentle ilgili olarak, entellektüel merakla gezinen kişi olarak tanımladı. Bu terimi akademik ilgi konusuna getiren Walter Benjamin'dir. Paris sokaklarını gezen, kent kaşifi kamusal alanın yeniden yapılanması üzerine; kentlerin bir tüketim nesnesine dönüşmesiyle beraber aylak konuma düşer.

Bu zaman Habermas'ın tartışma kültürü kamusundan, tüketim kültürü kamusuna geçilmesi olarak eleştirdiği ve kamusal alanın düşüşü olarak nitelendirdiği zamandır. Entellektüel Flanör'den Sansasyonel Aylak'a geçilmiştir. Bu akademik anlamda negatif bir durumdur. 

Facebook, ilk zamanlarda günlük yaşamdaki sıkıntılara cevap vererek, alternatif bir medya kanalı olarak kullanıldı. Facebook'un kişilere performans sunması dedikodu ve sansasyonel olanın önünü açtı. Burada Erving Gofmann'ı hatırlayacak olursak, Dünya performanslar üzerinden benlik kurar. Günümüzde, ünlü kültüre saplantısı olan toplumumuzda, imge ve simülasyonları doğurdu. Herkesin kitlesi olabileceği gerçeğinde tam da bu noktada arkadaşlarımızın yaşamlarını izlerken birer aylağa  dönüştük.

İnsanlar yaşamın aktif yapıcıları olmak yerine, pasif izleyicileri haline dönüştüler. Biz yaşamın gösteriler olarak sunulduğu bir toplumda yaşarız. Yaşanan her şey sunuma indirgenmiştir. Bu gösteri imgeler tarafından dolayımlanan insanlar arasındaki sosyal ilişkidir.

İleri iletişim teknolojileriyle su yüzüne çıkan olanakların yeni bir sanal aylaklık türünün doğuşuna yaptığı katkıya her halükarda temkinli yaklaşmak gerekir. Öncelikle, bu yeni aylaklık deneyiminin öncekilerden önemli bir farkı, reel hayat alanının dışını temsil eden edimlerin simülatif düzlemde ikame edilmesidir. Sanal aylaklığın yaşam alanı, bu bakımdan, reel yaşamın içi değil, sınırları olmayan bir dünyanın “sürtünmesiz zemini”dir. Çok değerli vakitlerini reel hayat dışında geçirerek arzularını doyurmaya çalışan günümüz sanal gezgini, deyim yerindeyse artık “yaşamasız bir yaşamın” da başlıca failidir. Hemcinsleriyle fiziksel ve sosyal mesafesini ve bununla birlikte de her türden fiili etkileşim olanağını yitirmiş böyle bir bireyin sorunlu “ontolojik” gerçeği, bizleri, yakındakilerle açılan derin tümsekler, uçurumlar pahasına, uzaktakilerle kurulan yakınlık ilişkilerinin paradoksal veçhelerine eğilmeye itmektedir.Bir başka deyişle, her koşulda “ilişkisiz” ilişkiler telkin eden önerisinin yol açtığı yıkıcı psişik/ travmatik süreçlere…

 

“1840’larda pasajlarda kaplumbağa gezdirmek, bir süre için kibarlığın gereklerinden sayılmıştı. Flanör, kendini kaplumbağaların temposuna uydurmaktan hoşlanırdı. Eğer ona kalsaydı, ilerlemenin böyle adımlarla sürmesini isterdi.”

Walter Benjamin

KAYNAKÇA

1.YENİ MEDYA KURAMLARI - EDİTÖR FİLİZ AYDOĞAN/ FLANÖR, AYLAK VE EMPATİK İŞÇİ EKATERINA NETCHITAILOVA

2. FLANÖR DÜŞÜNCE - EDİTÖR- HÜSEYİN KÖSE- ÖNSÖZ

Tepkileriniz Nedir?

like
7
dislike
0
love
4
funny
0
angry
0
sad
0
wow
2
Reklamlar
Reklamlar
Reklamlar