Bir Cennet Simülasyonu : Kendinle Barışmak

Bir Cennet Simülasyonu : Kendinle Barışmak
Reklamlar
Reklamlar
Reklamlar

Selam,

Bu yazıyı pazar sabahı için yazıyorum. Sedat Peker izlemek yerine bu yazıyı okuyun diye.:)  En son yazıyı 5 Aralıkta girmişim. Şu anın  13 Haziran saat  01.45 olduğunu farkettiğimde 7 ayın nasıl müthiş hızlı geçtiğinin üzerinde duracak olursam yazı çok dağılır. Üzerinde durmayı bırak zamanın hızı hakkında düşünmeyi de erteliyorum şimdilik..

Aklımda bir konu var, taklit, gerçeklik, tamamlamak yeniden yeniden başa dönmek üzerine. Neyse ki dengeyi bulabildim de bir kaç şey oturdu kafamda. Hatta oturduğundan emin değildim bir süre. Şu an söyleyebilirim ki gerçekten oturmuş. Tabi bunlarda artık bu böyle diyebileceğim şeyler değil. Aksine ne kadar okursam, tecrübe edersem söyleyecek sözlerim azalıyor, şüphem artıyor, değişkenlerin katsayısı çoğalıyor. Zaten böyle de olması gerekir diye düşünüyorum. O zaman biraz doğru yoldayım demektir (kendime göre).

Kendime göre bu doğru yolu nasıl bulduğum konusu kendimle barışmak oldu. Bayrakları indirdim öncelikle kendimle ve sonra baktım ki herkesle savaşım bitmiş, üstelik sanki çevremde ki her insanın kendiyle olan savaşları da bitmiş.  Cennet denen simülasyonun müdahalesiz yaşam olduğunu öğrendim. ( Zaten cenneti beklemek saçmaydı. Cennet ya da cehennem tam da bulunduğumuz her ana göre bakış açılarımıza göre değişiyor olsa gerek). Tabi ki yüzde yüz müdahalesiz kalmak imkansız böyle yaşamak için ıssız adada insansız falan yaşamak gerekiyor. İnsansız yaşamak da toplumsuz yaşamaktan daha zor olsa gerek. Sonuçta hepimiz toplumda var olan, okulda, iş yerlerimizde, o an bulunduğumuz her ne an varsa  kendimize benzeyen en az bir eş bulmuyor muyuz ya da bulmaya çalışmıyor muyuz? 

Bu ara Carl Gustav Jung okuyorum. Adam zihnimde oturmayan bir kaç şeyi oturttu. Yeni sorularım artmakla birlikte mevcut sorularım cevaplanmaya başladı o yüzden bir kaç aydır mutluyum ve dengedeyim. Mutluluğumun ve dengemin artmasının bir nedeni de meditasyon. O da bambaşka bir yolculuk kattı. Buddha'nın gerçek adı (Sidarta Gautama'dır) öğretilerinin çok mantıklı ve uygulanabilir bulduğum bir yaştayım. Buddha ve meditasyonun iyileştirci gücü hakkında daha sonra yazarım. Bu yazı daha çok Jung üstüne olacak. Jung'ın anlattığı bir hikayeyle başlayayım hemen...

Bir zamanlar tuhaf yaşlı bir adam vardı. Köylülerin gürültüsünden kaçıp sığındığı bir mağarada yaşıyordu. Büyücü olarak nam saldığı için, ondan büyü sanatını öğrenmeyi ümit eden öğrencileri vardı. Ama onun aklında hiç böyle şeyler yoktu. Tek isteği, bilmediği ama sürekli gerçekleştiğinden emin olduğu şeyin ne olduğunu öğrenmekti. Üzerinde düşünülmesi mümkün olmayan şeyin üzerinde bir süre düşündükten sonra, içinde bulundğu kötü durumdan kurtulmak için çareyi eline bir parça kırmızı tebeşir alıp mağaranın duvarlarına çizmekte buldu. Amacı bilmediği şeyin neye benzediğini bulmaktı. Birçok denemeden sonra aklına bir daire çizmek geldi. ''Bu doğru,'' diye hissetti, ''şimdi içine bir de dörtgen çizmeli'' ve böylesi çok daha iyiydi. Öğrenciler merak içindeydi ama tek bildikleri yaşlı adama bir haller olduğuydu; ne yaptığını öğrenmek için yanıp tutuşuyorlardı. Ona ''içeride ne yapıyorsun?'' diye sordular. Ama yaşlı adam yanıt vermedi. Sonra duvardaki şekilleri keşfettiler. ''işte bu!'' dediler, ve bunları taklit ettiler. Fakat böyle yapmakla farkına varmadıkları tüm süreci tersine çevirdiler: sonucu başa alarak bu sonuca yol açan süreci baştan başlatmayı umdular. O zamanlar böyle olmuştu işte ve bugün de hala öyle oluyor..

Sürecin sonuna dahil olup mutluluğu, hazzı, tamamlanmayı yaşamak aptalca bir şey! Tüm bireysel süreç içimizde kendimizce olmalı, en baştan başlayıp sürekli düşe kalka yürünecek bir yol.Kişisel hikayen tabi ki çok önemli her insan bilmedğimiz bir şekilde mücadele halinde ve nazik davranmalıyız ama bir taraftanda  senin bireysel hikayen benim umrumda değil ve hiç kimsenin umrunda olmak zorunda değil. İşte tam burada bir denge kur. O zaman hayat çok daha keyifli olacak.  Biyolojik olarak öldüğünde de kendi bireysel mutluluğun ya da acın son buluyor ama Jung diyor ki bıraktığın etki, enerji her neyse kalıyor. Bu büyüyor büyüyor ve kollektif bilince dönüşüyor. O yüzden insana bu hayatta daha sorumlu bir yere getiriyor. Yani sevgili insan diyor '' bak  o kadar çok çoğaldın ki kollektif bilinci kendinden sonraki her nesle aktardın eğer devam edeceksen çoğalmaya nolur biraz daha güzel hayat yaşa çünkü senden sonra gelenler senin hem bu dünya da somut olarak bıraktığın etkiden hem de soyut olarak bıraktığın etkiyi sonuna kadar alıp yaşıyor''. Aslında bu dünyaya mal mülk bırakman cidden kimsenin umrunda değil, somut olarak herhangi bir statüye sahip olman da asla hatırlanmayacak bu olsa olsa kendi küçük yarattığın çevre için önemli olduğunu sandığın bir şey. Ama ruhunu beslersen daha verimli bir hayat yaşamış oluyorsun hem de gelecek nesillere aktarılan huzurlu ve sakin bir hayat..

Jung'a göre aydınlamış insan, ruhlar sandığı şeyin insanın ve en nihayetinde kendisinin ruhu olduğunu gördüğünde , bir hatanın düzeltildiği duygusuna kapılır. Bu süreç işte tam bulunduğum noktayı anlatıyor. İçimde bir hata düzelttim. Gördüğüm her şeyin, herkesin, her anlaşmazlığın, her çözümün aslında kendim olduğunu, kendi içimde olduğunu farkettiğim o an asla bir nirvana olamaz ama yine de ona çok yakın bir şeydi. Artık hiç bir süreci en sondan alıp hayatıma başarı huzur getirsin diye yapmayaya karar verdim. Gerekirse her şeyin en başından başlayalım. Okuma yazmayı bile yeniden öğrenebiliriz hatta..

Kendimle savaşım bitti. Kendimle barıştım. Bir baktım herkesin benle olan savaşı da bitmiş, üstelik kendileriyle barışmışlar...

Güne bir Kalben şarkısı bırakıyorum. Bu yoktu içimden geldi.. 

Güzel bir gün geçirin ve acıdan özgürleşin...

 

 

 

 

Tepkileriniz Nedir?

like
1
dislike
0
love
1
funny
0
angry
0
sad
0
wow
0
Reklamlar
Reklamlar
Reklamlar